sibernetik

alakalı biri
20. yüzyılın ikinci yarısında doğan ve canlı ya da cansız bütün karmaşık sistemlerin denetlenip yönetilmesini incele­yen bir bilim dalıdır.

Sibernetik terimi, "yö­netmek" anlamındaki Eski Yunanca bir söz­cükten kaynaklanmıştır. Eski Yunan toplu­munun günlük konuşma dilinde bu sözcük, dümen tutarak bir gemiyi ya da dizginleri ele alarak bir at arabasını yönetmek anlamında kullanılırdı. Daha o çağda Platon, bir toplu­mun ya da ülkenin yönetimini de bu sözcüğün kapsamına alarak terime ilk kez "yönetim bilim" ya da "güdüm bilim" anlamını kazandır­mıştır. Ama. 1948'de yayımladığı bir kitabının başlığında sibernetik sözcüğünü kullanarak terimi bugünkü anlamda ortaya atan ABD'li matematikçi Norbert Wiener oldu. Bu kitabın yayım tarihi, sibernetiğin bağımsız bir bilim dalı olarak doğuşu kabul edilir. Wiener bu yapıtında sibernetiği "canlılarda ve makine­lerde denetim ve iletişimin incelenmesi" ola­rak tanımlamıştı. Bu tanımdan da anlaşıldığı gibi, sibernetik bilimi her şeyden önce otoma­tik denetim kuramıyla ve canlıların fizyoloji-siyle, özellikle de sinir sistemi fizyolojisiyle yakından bağlantılıdır.
Hayvan ya da insan vücudu ile makinelerin çalışması arasındaki benzerliklere dikkati çe­ken Wiener'a göre, bu karmaşık doğal ve yapay sistemlerin en önemli ortak özelliği geri besleme ya da geri bildirim sürecidir. İngi­lizce'deki feedback teriminden dilimize akta­rılan geri besleme, bir sistemin kendi işleyişini otomatik olarak denetleyebilmesi için, çıktıla­rın girdi olarak yeniden sisteme verilmesi demektir. Daha basit bir anlatımla, herhangi bir sistemin denetleme organı, o anda yapılan işin sonucuna ilişkin bilgileri almadıkça ne yapılan işteki yanlışları bilebilir, ne de bunları engelleyecek önlemler alabilir. Gözlerinizi kapatıp, ellerinizle çevreyi yoklamadan bir odada yürümeye çalışırsanız geri beslemenin önemini kolayca anlayabilirsiniz. Göz ve el gibi duyu organlarından ya da alıcılardan kendisine bilgi aktarılmadığı için beyniniz gerekli komutları veremez; örneğin sağa ya da sola dönmeniz gerektiğini bildiremeyeceği için odadaki eşyalara çarpmanızı engelleye­mez. Oysa gözlerimiz açıkken, örneğin yolu­muzun üzerindeki bir hendeği atlayarak aş­mamız gerektiğinde, hendeğin genişliğini göz­lerimizle "ölçeriz". Bu bilgi duyu sinirleri aracılığıyla beyne iletilir; beyin de, hendeği aşacak kadar uzağa atlayabilmemiz için, han­gi kaslarımızın ne zaman ve ne kadar kasılıp gevşemesi gerektiğini hareket sinirleri aracılı­ğıyla ilgili kaslara bildirir. Yarasaların yankıy­la yön bulmasında ise beyne geri beslenen bilgi, bir engele çarparak geri dönen ve o engelin uzaklığını belirten ses dalgalarıdır. Canlılarda duyu organlan, beyin-sinir sistemi ve kaslar arasında gerçekleşen bu geribesleme ve bilgi akışı, bir uçaktaki otomatik pilotun mekanik ve elektronik sistemleri arasındaki iletişimle aynı temele dayanır.
Canlılarda ve otomatik denetimli makine­lerde geribeslemenin sayısız örneği vardır. Sözgelimi, sıcakkanlı hayvanlarda vücut sı­caklığının, insanda ve gelişmiş hayvanlarda hormon salgılarının ya da kandaki karbon dioksit oranının belirli bir düzeyde tutulma­sında geribesleme süreçlerine büyük görevler düşer. Canlılardaki biyokimyasal tepkimele­rin geri beslemeyle denetlenmesinde sisteme girdi olarak yüklenen çıktı, belirli bir tepki­menin son ürününe ilişkin bilgilerdir. Tepki­me ürünü belirli bir madde olabileceği gibi ısı da olabilir. Böyle bir madde, örneğin pankre­asta üretilen ensülin hormonu olağan düzeyi aştığında, hücredeki ribozomlar ensülin üre­tim tepkimesini katalizleyen enzimin yapımı­na ara verir (bak. enzim; hücre). Böylece tepkime gerçekleşemez ve ensülin üretimi durur. Şeker metabolizmasında kullanılan en­sülin yavaş yavaş tükenerek olağan düzeyin altına düştüğünde enzim yeniden üretilir ve ensülin birleşimi başlar. Aynı biçimde, vücut sıcaklığı olağandan yüksek ya da düşük oldu­ğunda bu bilgi özel alıcılarla beyne aktarılır. Beyin de vücuttaki ısı üretimi ile ısı kaybının azaltılmasına ya da çoğaltılmasına ilişkin ko­mutları gerekli organlara ileterek vücut sıcak­lığının belirli sınırlar içinde kalmasını sağlar. Kalorifer, şofben gibi ısıtma aygıtlarında, elektrikli ütülerde ve buzdolaplarında kulla­nılan termostatların çalışma ilkesi de geribes-lemeye dayanır. Bu aygıtlardaki sıcaklığa duyarlı alıcı, biri az, öbürü çok genleşen iki ayrı metalden yapılmış çift metalli bir çubuk­tur. Örneğin kalorifer termostatlarında, oda sıcaklığı belirli bir derecenin üstüne çıktığında bu metallerden biri genleşerek uzadığı için çubuk bükülür ve kalorifer kazanını ateşleyen brülörün çalışmasını durdurur. Oda sıcaklığı tanımlanan değerin alt sınırına düştüğünde metal çubuk yeniden düzleşir ve brülörü devreye sokarak kazanın yanmasını sağlar
Geribeslemenin en iyi bilinen örneklerinden biri de, kaydedilen ve üretilen sesin nitelikle­rini hiç değiştirmedikleri için "aslına çok sadık" anlamındaki İngilizce high-fidelity söz­cüklerinin kısaltmasıyla "hi-fi" olarak adlan­dırılan üstün nitelikli ses aygıtlarmdaki elek­tron lambaları ya da transistörlerdir. Elektron lambaları ya da transistörler yükselteçlerde tek başına kullanıldığında sesin niteliklerinde istenmeyen bozulmalara (distorsiyona) yol açar. Oysa bu aygıtlar geribeslemeli bir dene­tim sisteminin içine yerleştirildiğinde, sesin niteliklerinin olabildiğince bozulmadan kal­ması sağlanabilir.
Birçok bilim adamına göre sibernetik ikinci bir sanayi devrimini başlatmıştır. Çünkü, veri çözümlemesi yaparak ve koşullara uygun "kararlar vererek" insanın yapabileceği işle­rin birçoğunu üstlenen bilgisayarlar ve robot­lar gibi karmaşık makineler bu gelişmenin ürünüdür. Bunun dışında, jet uçaklarının yönetilmesi, bir uzay aracının fırlatılması, fabrikalarda otomasyona geçilmesi, bir enerji santralının, bir petrol rafinerisinin ya da bir kimya fabrikasının 24 saat aralıksız çalışabil­mesi, büyük bir havaalanı çevresindeki yoğun hava trafiğinin denetlenmesi sibernetiğin ba­şarılarından yalnızca birkaçıdır. Üstelik siber­netik modelleri 1950'lerden bu yana yalnızca sanayi ve teknolojiyi değil biyoloji, psikoloji, ekonomi ve öbür toplum bilimleri gibi çok değişik alanları da derinden etkilemiştir.